21 Kasım, Salı


Arakan sorunununun temelinde neler dayanıyor? - ÖZEL RÖPORTAJ - VİDEO

Röportaj

A- A A+

Eurasia Diary, Myanmar’ın Rohingya eyaletinde  25 Ağustos’tan bu yana yaşanan olaylarla ilgili Birgün Gazetesi yazarı İbrahim Varlı ile özel röportaj gerçekleştirdi. İşte o röportaj:

Eurasia Diary: Myanmar konusu son günlerde gündemi en çok meşgul eden konulardan biri. Özellikle, Myanmar hükümeti Müslüman toplumun sert tepkisiyle karşı karşıya kaldı. Siz bununla ilgili neler söylemek istersiniz?

İbrahim Varlı: İlk olarak, olayı iki boyutlu ele almak gerekir. Myanmar’daki Arakanlıların sorunu yeni değil, uzun yıllardır devam eden bir sorun. Özellikle, her yıl Kurban ve Ramazan bayramları öncesinde olur ve tekrardan yeniden gündeme gelir. Bu konuyu sürekli olarak kullanmak isteyen dünyanın çeşitli bölgelerinde siyasal İslamcılar var. Siyasal İslamcılar bu sorun üzerinden sürekli rant devşirme, para ve yardım toplama aracı olarak bu sorunu kullanıyorlar. Bakın göreceksiniz, önümüzdeki yıl da Arakan sorunu veya başka bir sorun yeniden gündeme gelecektir. Ancak yine de bunun olması Arakan sorunun olmadığı anlamına gelmiyor. Myanmar hükümetinin uyguladığı despotik bir yönetim biçimi var. Özellikle, Rohingya Müslümanları üzerinde bunu hayata geçiriyorlar. Bunu da söylemek lazım.

 

Eurasia Diary: Peki, sizce Myanmar sorununun temelinde neler dayanıyor? Örneğin, 1948 yılında Myanmar bağımsızlığını ilan ettikten sonra Müslüman toplumun Myanmar’dan ayrılıp Doğu Pakistan’a birleşme isteği var ki, Myanmar hükümeti de bu talebi reddetti. Bunun sonucunda da çıkan çatışmalar var ve halen devam ediyor. Diğer taraftan, Myanmar hükümetinin Arakan Müslamanlarına vatadanaşlık vermemesi konusu. Bu konuların olayları tetiklediği söyleniyor. Siz bununla ilgili ne düşüyorsunuz?

İbrahim Varlı: Esasında siz çok iyi özetlediniz. Myanmar sorunu İngiliz sömürgeci zihniyete karşı 1948’de kazanılan bağımsızlık savaşından sonra Myanmar bir devlet, ulus olarak ortaya çıkarken, aynı zamanda bu sorun da onunla birlikte derinleşiyor, olaylar da 1948 ve ondan önceki döneme dayanıyor. Ama 1948’de Myanmar bağımsızlığını kazanıyor, İngiliz emperyalizminin “böl, parçala, yönet” siyaseti, terk ettikleri toprakları sorunlu bırakarak gitme politikasının da nüveleri ekilmiş oluyor. Myanmar’daki Müslüman toplum Bangladeş’le birleşmek istedi. Zaten iki bölge birbirine komşu topraklar, aynı havzadan bahsediyoruz. Ancak bu talepleri gerçekleşmedi. Myanmar devletinin karakterini oluşturan bir Budist temel, felsefe var. 1948’de başlayan bu sorun bu kadar sert yaşanmamasına rağmen, zaman içinde kronikleşen bir sorun haline geldi.

1982’de birçok azınlığa vatandaşlık verildi. Myanmar’da tanınan 135 azınlık mevcut. Bu tarihte Myanmar cuntası tarafından çıkarılan kanunla bu toplulukların bir kısmına vatandaşlık hakları verildi. Yüzde 35’lik bir kesim bu hakka sahip olurken, bunların arasında Rohingyalı Müslümanlar yer alamadı. Yeni nüfus sayımıyla birlikte de birçoğunun kimlikleri ellerinden alınmış olundu. Bu vatandaşlık kanunu çok önemli, kritik bir eşiğe tekabül ediyor. Yüzde 35’lik bir kesim azınlık olarak kabul edilirken, Müslüman Rohingyalılar bu tanıma alınmadı. Hem bir takım ayrılıkçı hareketler yüzünden, hem Myanmar devletinin karakteristiğini oluşturan Budist ve Hrıstiyan kimlik söz konusu. Myanmar cuntasının bu hamlesi soruna yeni sorunlar ekleyerek olayların bu hale gelmesine yol açtı. Son dönemlerde de, özellikle Myanmar özelinde bölgenin bütününde yer alan İslamcı ayrılıkçı, radikal İslamcı hareketler Myanmar’ı da etkiledi. Böyle olunca, içerisinden Arakan Rohingya Kurtuluş Ordusu gibi silahlı hareketler de çıktı.

Bildiğiniz gibi, son olaylar da Arakan Rohingya Kurtuluş Ordusu’nun saldırıları sonrası başladı. Herkes bu detayı gözden kaçırıyor ama 25 Ağustos Cuma günü Bangladeş sınırında onlarca karakol ve polis merkezine saldırı yapıldı. Bu saldırılar sonrasında da olaylar patlak verdi. Çünkü Arakan Rohingya Kurtuluş Ordusu’nun arkasında ciddi bir Suudi desteği var, Suudi Arabistan’ın desteklediği Selefi-Vahhabi yönetim anlayışını desteklediği bir hareketten bahsedebiliriz. Yani, kendi imkanlarıyla oluşan bir örgüt değil. Suudi devleti dünyanın birçok ülkesinde bu tarz hareketleri kurup, destekleyip palazlandırarak bölgeyi bir çatışma iklimine sürüklüyor. Bunu Suriye’de de, Kafkaslar’da da yaptılar, Balkanlar’da, Filipinler’de, Endonezya’da ve Myanmar’da da yapıyorlar. Bunu yapmaktan da imtina etmeyeceklerini biliyoruz. Sonuç olarak, bu konu katlanarak, evrilerek bu duruma geldi. Böylece, Myanmar devleti de Arakan Kurtuluş Ordusu’nu bahane ederek kendi politikalarını meşrulaştırıyor.

Eurasia Diary: Aslında, şöyle söyleyebiliriz, Myanmar hükümeti veya aşırıcı Budistler suçsuz insanları militanlarla karıştırıyor. Diğer taraftan, polisin olayları yatıştırmakta zorluk yaşadığını söyleyebiliriz. Siz ne düşünüyorsunuz?

İbrahim Varlı: Tabii, Myanmar hükümeti gibi despotik bir devletten bahsediyoruz. Zaten yarım yüzyıl boyunca cunta yönetiminde hüküm süren, aslında cuntacı yönetimin de devamı niteliğindeki bir devlet. Myanmar devleti bu konuda temiz değil. İslamcı örgütlere çatışma adı altında Arakan’daki Rohingyalı azınlığa da zulmediyorlar. Onları bölgeden temizlemek, Bangladeş’e sürmek için bahane olarak bunu kullanıyorlar.

Eurasia Diary: Sizce, bu bir sürgün mü yoksa bir soykırım mı?

İbrahim Varlı: Soykırımdan bahsedemeyiz çünkü “soykırım” ifadesi çok daha kapsamlı tanımı olan bir olay. Evet, orada bir zulüm, baskı var. Ancak buna katliam diyemeyiz. Ancak bir şiddet politikası var ve bu şiddet politikası da İslamcı örgütleri mücadele adı altında insanlara baskı unsuru olarak kullanılıyor ve Myanmar hükümetinin de istediği despotik yönetim biçimine bir şekilde kendi elleriyle sunmuş oluyorlar. Myanmar devleti, BM ve uluslararası toplum karşısında bunu açık ve net bir şekilde savunuyor: “Orada radikal İslamcı örgütler var, bunlar bizim askeri birimlerimize saldırıyor, biz onlarla mücadele ediyoruz”.

Diğer taraftan, tüm dünyanın gözleri önünde yaşanan ciddi bir zulüm var, insanların evleri yakılıyor, yerinden yurdundan ediliyor. Bunlar olmasa dahi, bu baskıdan kaçan 60 bine yakın bir nüfusun bir kısmı Bangladeş’e geçti, bir kısmı da hala sınırda bekliyor.

Eurasia Diary: Demin de bahsettik, Arakan Müslümananlarının Bangladeş’e birleşme gibi bir isteği oldu. Şu anda, hala böyle bir istek var mı?

İbrahim Varlı: Arakan’da yaşayan Rohingyalı Müslüman azınlığın yaklaşık nüfusu 1 milyon civarında. Ancak kimliksizleştirme politikası uygulandığı için net bir rakam söylenemiyor. Bu nüfus da kendi içerisinde bir bütün değil. Bunların içerisinde de Bangladeş’le birleşmek isteyenler, Rohingya Kurtuluş Ordusu gibi İslam hükümeti kurmak isteyen yapılanmalar var. Bir yandan da, vatandaşlık alıp Myanmar’ın eyalet yapısı içerisinde yaşamak isteyen bir nüfus var. Yani, tek bir bütünlükten bahsedemeyiz. Aslında, sıkıntı da buradan kaynaklanıyor. Kendi içerisinde de bu azınlık nüfus çok katmanlı olduğu için anlaşamıyorlar. Bu anlaşılmazlık da radikal İslamcı örgütlerin kaos şeklinden faydalanmasına yol açıyor. Bu emelleri taşıyanlar Bangladeş, Hindistan, Pakistan’da da mevcut. Buradaki gayri nüfusdan bahsediyoruz. Bunların hepsi II Dünya Savaşı’ndan sonra empreyalizmden bağımsızlığını kazanmış devletler. Bu sorun sadece Myanmar’da değil, örneğin Tayland’da buna benzer Patani’de de Müslüman radikal örgütler var, aynı şekilde orada da Budist bir yönetim söz konusu. Oradaki örgütlerin da Arakan Kurtuluş Ordusu’na yardım için yola çıktıklarına dair videolar var, birçoğu gerçek dışı olsa da, tamamen Arakanlı Müslümanların yanında oldukları yönünde açıklamaları da var.

Eurasia Diary: Bangladeş’le ilgili diğer bir konu da, 25 Ağustos olaylarının patlak verdiği ilk dönemde Bangladeş yönetiminin sınır kapısını Arakanlılar için açmak istemediği. Şu an için bir kısım Arakanlıların sınırı geçtiğini biliyoruz ama bir çok insan da sınırda kalmış durumda.

İbrahim Varlı: Bangladeş’te yaklaşık 400-500 bin Arakanlı Müslüman var. Bu kesim özellikle 1982’deki vatandaşlık kanunundan sonra ülkedeki baskılardan, insan hakları ihlallerinden kaçarak Bangladeş’e sığındılar. Bangladeş dünyanın en yoksul ülkelerinden bir tanesi. Kendi içinde birçok sorunu varken Myanmar azınlığıyla uğraşmak istemiyor. Yaklaşık 500-600 bin Müslüman azınlığa yardımda bulunacak bir gücü yok. Bu yüzden de onları kabul etmek istemiyor. İkincisi de güvenlik sorunu. Ülkeden kaçan 60 bin içerisinde sadece sıradan yurttaşlar yok, radikal İslamcı örgütlere sempati besleyen gruplar var. Onların Bangladeş içerisinde aşırıcılığı körüklemesinden, ülke içerisinde silahlı yapılanmaya sebep olabileceğinden korkuluyor. Bangladeş, nüfus olarak dünyanın en büyük Müslüman ülkelerinden bir tanesi. Ama komşu ülkelerden kendi ülkesine gelen Müslümanları kabul etmek istemiyor. Çünkü başının belaya gireceğine biliyor. Bu sorunla uğraşmak istemiyor çünkü komşusu Myanmar devletiyle çok ciddi bir kriz yaşayabilir.

Eurasia Diary: Son olarak, uluslararası toplumun ve örgütlerin Myanmar’a karşı gösterdiği tavır yeterli mi? Örneğin, BMGK’da bununla ilgili bir konuşma oldu ancak resmi olarak herhangi bir adım atılmadı. Diğer taraftan, bundan önceki olaylarda BMGK’nın bildirisini Rusya ve Çin, ABD’nin kendi çıkarlarına göre karar verdiğini öne sürerek veto etti. Sadece Türkiye’nin adım attığını söyleyebiliriz. Siz diğer örgütlerin, devletlerin yeterli adım attığını düşünüyor musunuz?

İbrahim Varlı: Düşünmüyorum, zaten herşey gözönünde cereyan ediyor. Ancak Türkiye’nin de bu konuda yeterince adım attığını söyleyemeyiz. Bir takım çıkışlar ve söylemler var ama uluslararası bir başvurusu yok Türkiye’nin. Bunun yanında, BMGK’nın toplantısında ele alınmasını sağlayan eski sömürge gücü İngiltere. Türkiye’nin bir takım çağrıları vardı ama herhangi resmi bir adım atılmadı.

Eurasia Diary: Burada özür dileyerek araya girmek istiyorum. Örneğin Cumhurbaşkanı Erdoğan, Myanmar lideri Aung San Suu Çii ile görüştü, durumu değerlendirdi.

İbrahim Varlı: Myanmar yönetimi ile Rusya da görüştü, İngiltere BMGK’da durumun ele alınmasını sağladı. Bunun gibi birçok devletin de attığı bu tip adımlar var.


Röportaj: Mirali Mirhaşimli

EurasiaDiary © İçeriğin yayınlanması için hiperlink kullanılmalı.

Bizi takip edin:
Twitter: @EurasiaTurk
Facebook: EurasiaTurkiye


loading...